Apr 7, 2012

Vicdan

“Sükût altın” değil bu topraklarda. Düşünsel değerlere tutkulu insanlara değil, küstah cahillere değer veriliyor..."

Binbaşı Ersever’in İtirafları kitabımı daktiloda; Behçet Cantürk’ün Anıları’nı bilgisayarda yazmıştım. Samizdat’ı elimle kaleme aldım! Bu süreç bile, Türkiye yakın tarihi konusunda neler yaşandığını gözler önüne sermiyor mu?..

Olağanüstü dönemlerde, baskıdan-sansürden kaçabilmek için kitaplar, tüm tehlikeler göze alınarak gizlice yazılıp, gizlice basılıp, gizlice dağıtılır. Ruslar bu tür kitaplara “Samizdat” adını koydu ve bu isim evrensel hale geldi.
Ayrıntılarını bugün yazamayacağım, elinizdeki “Samizdat” zor koşullarda “doğdu.”

VİCDAN NEDİR BİLİR MİSİNİZ?

Bugün, bahtsızlığın bizi bir araya getirdiği gazeteci Nedim Şener CNN TÜRK’teki Ayşenur Arslan’ın “Medya Mahallesi” programına konuktu. Öfkeliydi. Duygusaldı... Dikkat ettim, neredeyse her cümlesinde “vicdan” sözcüğünü geçirdi: “Vicdanı olanlara sesleniyorum...”, “vicdanlı olmalarını istiyoruz...”

Vicdan’ın ne olduğunu biliyor musunuz? Hiç düşündünüz mü? Rönesans İtalyası’nda en düşük ağırlık biriminin adıydı, vicdan! Nedim Sener’in ve tüm Silivri mahpuslarının istediği, çok şey değildi; “kalmışsa biraz vicdan...”
Elinizdeki kitap vicdanı olanlara yazıldı.

Soner Yalcın

No comments:

Post a Comment